KÜRTLERİN TÜRK SORUNU!
Kulakları tırmalayan bir makine gürültüsüne benzemeye başladı, yıllardır dillerden düşmeyen bir cümle: “Kürt Sorunu”... Adeta bu ülkenin migreni haline gelmiş ve iktidara gelen bütün hükümetlerin baş ağrısı olan bir sorun bu.
Kürtler hep sorun mu olur? Hiç mi çözüm olmazlar herhangi bir soruna... Tarih boyunca sorun yaratan hep Kürtler mi olmuş bu coğrafyada? Türkler hiç mi sorunlu değil? Ve madem ortada bir sorun varsa neden bunca yıl çözüm değil de daha çok sorun yaratıp durduk? Hatta sadece Kürtler değil bu ülkede öteki olan Ermeniler, Aleviler ve diğer ötekileştirilmiş unsurlar neden hep sorun olarak görülürler. Onları bu ülkede bir sorun olarak tanımlayanların kendileri çok mu sorunsuzlar yoksa çok mu sorumsuz? Artık duymaktan içimizin bayıldığı “bin yıldır etle tırnak olmuş halklar” cümlesini bir de şöyle dillendirelim. Neden Türkler hep et; başta Kürtler olmak üzere diğer unsurlar hep tırnak olmuş ve uzadıkça kesilmişlerdir? Bu sorulara verilecek bir cevabı olan var mı?
Ne kadar garip bir şey etnik bir unsurun her zaman bir sorunla anılması… Mesela kimse bir Alman’a ya da İngiliz’e sırf Alman ya da İngiliz olmasından dolayı sorunlu diyebilir mi? Ama Kürt’sen sorunlusundur. İşin ironik boyutu bir tarafa, bir halkı yıllardır kendisine sorun olarak görenler acaba kendileri hiç mi bu sorunun bir parçası değiller. Yani asıl mesele Kürt değil de “Türk Sorunu” olabilir mi? Bence doğru teşhis bu… Yani bu ülkede aslında bir Kürt, Ermeni, Laz vs. sorunu yok, Türk sorunu var. Üstelik bu sorun o kadar devasa bir boyutta ki, bizler uzaktan bakamadığımız için bu sorunu göremiyoruz. Tıpkı bir resme çok yakından bakmak gibi bir şey… Yakından baktığımız için resmin bütününü değil sadece bir parçasını görebiliyoruz. İşte buna da Kürt Sorunu, Ermeni sorunu vs. diyoruz.
Başka bir sorun ise kendimize sorun olarak gördüğümüz bu halkları ne kadar tanıyor olduğumuza dair. Sahi sizler Kürtleri ne kadar tanıyorsunuz? Bu ülkenin bilim akademilerinde, Üniversitelerinde resmi tarih dışında Kürtler üzerine kaç tane objektif araştırma yapılmış, makale ve tez yazılmıştır?
Kürtlerin yaşadığı bu coğrafya baz alındığında; Türklerden daha eski bir geçmişe sahip oldukları ve hatta bu coğrafyanın ilk yerleşik unsurları oldukları söylenmektedir. Söylenmektedir diyorum çünkü Türkiye’de Kürt Tarihi üzerine yapılmış hiçbir bilimsel araştırma yoktur. Yapılan araştırmaların çoğu Kürt veya Türk olmayan yabancı bilim adamları veya o dönemde bu bölgede bir şekilde bulunmuş askerler, gizli ajanlar, misyonerler vb. tarafından yapılmıştır. Bu durum bugünkü Kürt sorunun tarihi kökenlerine dair bir örnektir.
Bu coğrafyanın en eski yerleşik halklarından biri olan Kürtlere dair Türkiye’de herhangi bir müzede üzerinde Kürt ibaresi bulunan kaç tane buluntu gösterebilirsiniz? Bir tek ok veya mızrak başı, bir kilim parçası, bir kırık testi, aklınıza gelebilecek en ufak bir nesnenin üzerinde neden Kürtlere dair bir ibare yoktur? Bu insanların kültürüne ve tarihine dair hiç mi özgün bir eserleri yoktur? Şimdiye kadar yapılan kazılarda Kürtlere dair hiç mi bir arkeolojik buluntuya rastlanmamıştır? Şüphesiz vardır. Ancak bugün birçok kesimin artık itiraf etmeye başladığı gibi Kürtlere dair hiçbir şey resmi ideoloji tarafından kabul edilmemiş, yıllarca inkâr ve imha ile üzeri örtülmeye çalışılmıştır. Köylerin, dağların, göllerin, nehirlerin ve yakın zamana kadar insanların isimleri bile Türkçeleştirilmiş, dolayısıyla bir ırka, bir ulusa dair her şey tarihin karanlıklarına gömülmek istenmiştir. Oysa bir yerin adı bile o yerin tarihine giden yolun anahtarıdır. Onomastik dediğimiz isim bilim sırf bu yüzden kurulmuş bir disiplin değil midir?
Her ne kadar önemli ve gerekli olsa da bugün artık kullanılmayan Sümerce, Hititçe gibi dillerin korunup yaşatılması için üniversitelerimizde bölümler, kürsüler kurulmuşken; dünya üzerinde 40 milyon nüfusa sahip oldukları söylenen (Aslında bu sayı üzerine bile geçerli bir bilimsel araştırma yapılmamıştır.) Kürtlerin anadillerini ilkokulda bile öğrenme haklarının olmaması garip, acı ve utanç duyulacak bir tablo değil midir? Oysa bugün Kuzey Irak’ta Kürtlerin yoğunlukta bulunduğu Federe Kürt Devleti sınırları içinde bulunan Salahaddin ve Süleymaniye Üniversitelerinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünün bulunması şaşılacak bir durum olsa gerek…
Bir süre önce akla hayale gelmeyecek trajikomik bahanelerle engellenilmesine rağmen açılan Kürt dil kurslarının yeteri kadar ilgi görmemesi, Kürtlerin kendi dillerini sahiplenmediği şeklinde yorumlanmıştı. Oysa bir dil işlevsel kılınmadığı sürece elbette ilgi görmeyecektir. Bugün Sümerce ve Hititçe eğer üniversitelerde akademik bir yapı içinde olmasalardı bu dillere rağbet edilebilir miydi? Mesela Kafkas kökenli bir dil olan “Ubıh” dilini şu an duyan bilen var mı? Ve Türkiye’de bu dili bilip konuşan son insanın bu dille birlikte yaklaşık 10-15 yıl önce ölüp gittiğini biliyor muydunuz? Bir dilin toplum hayatında herhangi bir şekilde kullanım alanı yoksa o dilin rağbet görmemesi gayet normaldir. Oysa Kürtçe eğitimin önü açılmış olsa ve ilkokuldan üniversiteye kadar okullarda Kürt dili ve Edebiyatı, Kürt Tarihi, Kürt Sanatı vs. içerikli bölümler kurulup eğitim verilse; bununla beraber kamu kurum ve kuruluşlarında Kürtçe konuşabilen mütercimlere gereksinim duyulsa, Kürtlerin rağbet etmediği öne sürülen Kürt dili kurslarına işsizliğin hat safhada olduğu ülkemizde Türk çocuklarının bile başvuracağından eminim. Tıpkı bugün İngilizce kurslarına olan rağbet gibi…
Sonuç olarak, birçoğumuzun daha kim olduklarını bile bilmediği bir halkı kendisine sorun olarak görmesi, ancak şizofren bir beynin sonucudur. Türk halkının başkalarından önce öncelikli olarak kendi kimliği ile sorunlu olduğu apaçık bir gerçektir. Öyle bir sorun ki bu; ağzınızı açıp Türklük hakkında en ufak bir eleştiride bulunduğunuzda; kendini Türklüğün koruyucusu ilan etmiş bir sürü insan hemen başınıza çörekleniverir. Ondan sonra mahkemelerde yargılanır, mahkeme çıkışlarında taşlı sopalı yumurtalı saldırıya uğrar, telefonunuza mailinize tehditler, küfürler gelir ve en sonunda ensenize bir kurşun yersiniz. Böylelikle bu sorun çözülür ve şanlı Türk evladının başı göklere erişir. Bir kitapta hayali bir kahraman Türkler hakkında bir laf etti diye kıyametler kopuyor bu ülkede. Bir gazeteci, yanlış anlaşılan bir sözü yüzünden canından oldu. Nobel ödülü alan bir yazar, kendi ulusuna dair bir eleştiride bulundu diye mahkemelerde yargılandı. Ama her nedense sorun olarak görülen başta Kürtler ve Ermeniler olmak üzere öteki unsurların hiçbiri kendilerine yapılan en adi hakaretlere bile sert bir tepki göstermemiştir. Hatırlayın, Türkiye’nin ulusal gazetelerinden biri “Kerkürt” (Eşek Kürt) diye bir manşet atmıştı bir zamanlar. Bundan âlâ hakaret olur mu? Peki, siz hiç bu başlıktan dolayı o gazeteden öldürülen bir yazar gördünüz mü? O gazeteci mahkeme kapılarında taşlandı mı, yuhalandı mı? Sevseniz de sevmeseniz de bir halkın bir devletin başında olan Barzani ve Talabani’ye “Aşiret ağası, Dağlı Kürt vs” benzeri aşağılayıcı tanımlamalar yapılmadı mı?. Hatta bir Türk ulusal kanalı Talabani ve Barzani’yi montajla dansöze benzeterek alabildiğince alay eden sözlerle haber yapmadı mı? (Haber denirse tabi) Hiçbir Kürt bundan dolayı sokaklara çıkıp ortalığı birbirine kattı mı, bundan dolayı birilerini öldürdü mü? Oysa sayın başbakanımız bir mizah dergisinin kendisini hicvetmesine bile katlanamamış ve dava açmıştı. Hatırlayın, bazı ulusalcı dernekler “Kürtlerle evli Türklerin kanlarının temizlenmesi için beş nesil geçmesi gerekir” diyen faşizan açıklamalar yapmadılar mı? Daha düne kadar “Ermeni dölü” diyerek birilerini suçlarken, Ermeni olmayı kabahat ve iğrenilecek bir şey sayan devletin resmi televizyonu değil miydi? Bütün bunlara rağmen ne Ermeniler ne de Kürtler bunları protesto etmiyorsa bu kendi kimlikleriyle barışık olduklarından ve hakaret içerse bile eleştiriyi kabullendiklerindendir. İşte bundan dolayı bu ülkede bir Kürt veya Ermeni sorunu yok, kendi kimliği ile barışık olamamış ve diğer kimlikleri kendinden daha aşağı gören kocaman bir “Türk Sorunu” vardır. Türk halkı bu aşağılık kompleksinden arınarak şu soruyu yeniden sormalıdır kendine: Türk’ün kanı temiz de Ermeni’nin, Kürdün kanı mı zehirliydi? Bu yüzden mi öldürdünüz Hrant’ı, Musa Anter’i ve diğerlerini…
Eğer hala tatmin olmadıysanız bir de şunları düşünün Biz değil miyiz “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” deyip bütün dünyayı kendimize düşman gören. Biz değil miyiz daha ilkokul sıralarında “Ne mutlu Türküm diyene” diyerek; mutluluk gibi soyut ve psikolojik bir duyguyu etnik kimliği ile özdeşleştiren. Kanıyla bayrak çizen çocukları hatırlayın. Bütün bunlar, bir ulusun kendi kimliğiyle olan sorunu değil de nedir? Oysa bir Afrikalıyı mutlu eden Kenyalı ya da Somalili olması değil, karnının tok olup olmamasıdır. Açım, işsizim, yoksulum ama Türk olduğum için mutluyum mu demem gerek! Sahi, Türklerin yüzde kaçı bu ülke şartlarında yaşamaktan mutludur acaba… Şahsen ben mutlu değilim. Ne yapmalıyım sayın başbakan? Bu haliyle sevmeli miyim bu ülkeyi, yoksa terk mi etmeliyim? Benim başka bir önerim var: Neden bu ülkeyi hep birlikte daha sevilesi, daha yaşanılası bir ülke haline getirmiyoruz? İnanın bunu başarırsanız, sade Diyarbakır ve İzmir değil, bu ülkenin bütün belediyelerini ve milletvekilliklerini sizin partiniz kazanır.
Mehmet OĞUZ
Şair-Yazar